SAYFALAR

Facebook Twitter Instagram Google RSS

13 Eylül 2010 Pazartesi

Herkesin Bir Yirmi Dört Saati Var


Herkesin bir yirmi dört saati var. Senin, benim, onun, herkesin. Gün yirmi dört saate bölünebilecek bir şeyse bu hepimiz için geçerli. Yatmalarımız kalkmalarımız, yemelerimiz içmelerimiz, gezmelerimiz tozmalarımız, oturmalarımız kalkmalarımız, acılarımız mutluluklarımız, tembelliklerimiz çalışmalarımız, sevişmelerimiz ölmelerimiz hep bu yirmi dört saatin içinde.

Peki biz ne kadar biliyoruz karşımızdakini? Kendimizi tanıdığımızı varsayıp karşımızdakini de tanıma cüreti ve hakkını kendimizde doğuştan geldiğini varsayarak soruyorum bunu: Ne kadar tanıyoruz bizimkinden başka yirmi dört saati olan birini? Kesiştiğimiz ortak anlardan biliyoruz, üç beş saatten tümevarımlarla değerlendiriyoruz birbirimizi.

Herkesin bir yirmi dört saati var. Takındığı maskelerden, oynadığı rollerden bağımsız yaşayıp gidebileceği zaman dilimleri saklı bu yirmi dört saatte. Bizlerse sadece, örneğin işyerinde, bütün günü birlikte geçirdiğimizi düşünerek ölçüp biçiyoruz, bazen yolda yanımızdan gelip geçen biri hakkında on saniyede fikir beyanında bulunabiliyoruz. Ne kadar cüretkar ne kadar da eminiz.

Senin arkadaşın, dostun, düşmanın, hatta umrunda bile olmayan insan olarak o kişinin bir yirmi dört saati var işte. Hangi yollardan geçip ne aşamalardan sonra senin karşında duruyor düşünmeden, sadece o an ya da daha önce senin üzerinde yorum yapma hakkını tanıdığın zaman dilimlerinin toplamı olarak biri sadece.

Ve herkes bu gerçeklikten uzak ama bir o kadar da başka çare olmadığı için kabul etmek zorunda kaldığı hata üzerinde ilerliyor ilişkilerinde. Benim işyerinde kaprisli hatun diye tanıdığım kişi belki evinde melek bir anne; senin can ciğer dost diye tanımladığın kişi üst kat komşusunun baş belası belki de.

Dilerse bir annenin evladı hakkında düşünceleri, isterse iki dostun "ciğerini bilirim"ci kendinden eminlikleri. Herkesin bir diğerinden bağımsız geçirdiği bir yirmi dört saati var.

Size ne kadarını açabildiğini ya da açmak istediğini bilmediğimiz bir yirmi dört saat: Saygı duyunuz...

Ahmet ORE


Kişisel yolculuğumda kendime yazılar: Sen Mutluluk Olmalısın... Bu hayat yeterince zor ve karmaşık, onu elimizden geldiğince güzelleştirmek ve kolaylaştırmak bize kalmış. Hayatta hiçbir şeyi yapamıyorsak bile en azından başkalarının hayatlarını kolaylaştırmaya çalışalım. Hiçbir şey değilse bile bir tebessüm belki? .............................. Bu sitede yer alan tüm fotoğraflar ve site içeriği aksi belirtilmedikçe şahsıma aittir. İçerik ve linklerde rastlayacağınız olası hataları ahmet@pariste.net adresine mail atarak belirtirseniz çok sevinirim. Ayrıca bu yazı ile ilgili görüş, düşünce ve önerilerinizi yorum bölümüne yazmaktan çekinmeyiniz. İlginiz ve desteğiniz için teşekkürler.

0 yorum:

BİLGİ VE TEŞEKKÜR

İLETİŞİM FORMU

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Powered by Blogger.